RESULULLAH (S.A.V.)’iN ORUCU

Posted On Eylül 15, 2007

Filed under Uncategorized

Comments Dropped leave a response

RESULULLAH (S.A.V.)’iN ORUCU

Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtü Selâm Resûlullah’a, A’line, Ashabına ve de kıyamete kadar O’nun yolunu takip edenlerin üzerine olsun.

Risâlemizde Allah Resûlü (S.A.V.)’in orucunun keyfiyetine yer verecek;orucun farzları, şartları, edebi, duâları, kimlerin oruçla mükellef olduğu, orucu bozan şeylere ve de yararlarına değineceğiz İnşâallah. Allahu Teâla’dan dileğimiz odur ki; Müslümanları, Resûlullah (S.A.V.)’in

Sünneti’ni hayatlarının her alanında yaşamaya muvaffak kılsın. (Amin).

Oruç nedir?: Güneşin doğmasından batışına kadar, Allahu Teâla’ya ibadet niyetiyle, hiç bir şey yememek, içmemek, cinsi mübâşerette bulunmamak ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır.

Ramazan orucu: İslâm’ın şartlarından biridir. Allah Resûlü (S.A.V.) şöyle buyurmuştur, “İslam beş şey üzerine bina olunmuştur. Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in

O’nun Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan Orucunu tutmak, Beyt’i (kâbeyi) haccetmektir” (Buhari, Müslim).

Ramazan orucunun başı ve sonu

İbadetler, her zaman her yerde ve herkes için kolaylıkla tespit edilecek bir takım ölçü ve alâmetlere bağlı kılınmıştır. Ramazan orucu da bunlardan biridir.

Kur’an-ı Kerim ve Peygamber (S.A.V.) bu ibâdete Ramazan hilâlinin görülmesi ile başlamayı ve Şevval hilâlinin görülmesi ile bitirmeyi şart kılmıştır;

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğrunun eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’ân indirilen aydır…Ø (Bakara, 185)

Resûlullah (S.A.V.)’de bu âyet-i kerimede geçen Ramazan orucuna erişmeyi hadisi şeriflerinde açıklamıştır. Bunların bazılarını sağlam hadis kaynaklarından aktaralım:

İbn Ömer Radıyallahu anhümâ Resûlullah (S.A.V.)’den şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Hilâli görmedikçe oruca başlamayın ve hilâli görmedikçe de oruç açmayınız. Eğer buluttan dolayı hilali göremezseniz bu takdirde ayın günlerini otuza tamamlayınız. (Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Nesâi).

Tirmizi’nin rivâyeti şöyledir, “Ramazandan önce oruç tutmayınız, hilâlle oruca başlayın; (Şevval) hilalini görmekle de oruç açınız. Eğer bir bulut hilâli görmenizi engellerse o vakitte onu (Ramazanı) otuz güne tamamlayınız”.

Buhari’de şöyle yer alır, “Bulut olursa, Şaban’ın sayısını otuza tamamlayınız”. Yine bir diğer rivayette (Ramazan ayının 29. günü) bulutlu olur da (Şevval hilâlini) göremezseniz bu taktirde otuz gün oruç tutunuz” şeklindedir.

İbni Ömer, Peygamber (S.A.V.)’den şöyle buyurduğunu rivâyet eder, “Biz ümmî bir ümmetiz, ne yazar, ne de hesap biliriz. Ay şöyle ve şöyledir” Yani kimi zaman 29, kimi zaman otuz çeker. (Buhari, Müslim, Ebu Dâvud, Nesâi).

Nakletiğimiz bu hadisler konu ile ilgili pek çok hadisler arasından sadece örnek teşkil etmek üzere seçilen az bir bölümüdür. Bu meâldeki hadisler pek çoktur.

Bu bakımdan alimlerin büyük bir çoğunluğu ru’yet ile yani Ramazan hilâlini görmekle oruca başlayıp ru’yet ile yine Şevvâl’in hilâlini görmekle orucu bitirmenin gereğini özellikle belirtmişlerdir. Müslümanların bu ibadete de diğer ibadetlere de gereken hassasiyeti göstererek yalnız belirtilen ölçüleri göz önünde bulundurmaları ve bu ölçüler çerçevesinde ibâdetlerini yapmaya gayret etmeleri, buna dikkat göstermeleri gerekmektedir.

Oruç kimlere farzdır?

Oruç; akil, baliğ, mükîm olan ve gücü yeten her müslümana farzdır.

Kafir’e oruç farz olmadığı gibi müslüman olunca da kaza etmesi gerekmez.

Baliğ olmamış çocuğa oruç farz değildir. Ancak alışması için oruç tutması tavsiye edilir.

Deliye oruç farz değildir. Çünkü ona mükellefiyet yoktur. Yetişkin de olsa bunun için fidye verip yemek yedirmesi gerekmez.Hayatı kavrama ehliyetine sahip olmayan akıl hastasına, unutkanlığa mübtelâ olmuş çok yaşlı ihtiyarlara da oruç farz değildir.

Hasta olan bir kimse, iyileştiğinde orucunu kaza eder. Müzmin bir hastalık yüzünden oruç tutamayan kimse, çok yaşlı hastalığı hiç iyi olmayan bir hasta gibidir. Bunlar her gün bir fakire yemek yedirirler.

Hâmile ve emzikli kadınlar; hâmileliklerinden, çocuğu emzirememekten veya çocuğun sağlığından korkarlarsa, oruç tutmayıp sonradan kaza derler.

Hayızlı ve nifaslı olan kadınlar, bu esnada oruç tutmayıp daha sonra kaza ederler.

Suda boğulma ve ateşte yanma tehlikesinde bulunan birini kurtarmak için, gerekirse oruç bozularak bunlar kurtarılır. Bu durumda da oruç kaza edilir.

Yolcu dilerse oruç tutar, dilemezse tutmaz. Bu yolculuk ister umre gibi bir defalık olsun, isterse nakliyecilik gibi devamlı olsun, kendi beldelerinde bulunmadıkça oruç tutmayabilirler. Daha sonra, tutmadıkları gün sayısınca orucu kaza ederler.

Orucun Ahkâmı

1) Niyet: Farz olan oruçlarda şafak sökmeden niyet etmek farzdır. Allah Resulü (S.A.V.) “Fecirden önce oruca niyetlenmiyenin orucu yoktur” buyurmaktadır (Sahihtir, Ebu Dâvud). Yine “Oruca geceden niyetlenmeyen kimsenin orucu yoktur” buyurmaktadır (Sahihtir, Nesâî).

Niyetin yeri kalptir. Allah Rasulü (S.A.V.) ve Ashab’ından oruca dil ile niyetlendikleri nakledilmemiştir.

2) Orucun vakti: “… Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için sonra geceye kadar orucu tamamlayın…” (Bakara, 187).
Fecir iki türlüdür;

Fecri Kâzib: Bu fecirde sabah namazının vakti girmiş olmaz. Oruç tutacak olan bir kimsenin bu vakitte yemek yemesi haram değildir. Bu fecrin alâmeti; ufukta dimdik duran, kurt kuyruğu şeklindeki uzun bir aydınlıktır.

Fecri Sâdık: Sabah namazı vakti girmiş olur. Bundan sonra yemek yenmez. Fecri sâdık, ufuk boyunca dağların ve tepelerin üzerindeki yaygın bir beyazlıktır.

İftar vakti ise; doğu tarafından karanlığın başladığı, batı tarafından da gündüz sona erip güneşin yuvarlaklığını yitirdiği vakittir. Zira; Allah Resûlü (S.A.V.) “Gece buradan yayılmaya başlar, gündüz buradan sona erer ve güneş de batarsa oruçlu iftarı açar” buyurmuştur (Buhari, Müslim). Bu, güneşin tümüyle batması demektir, aydınlığı kalsa bile hüküm aynıdır.

3) Sahur: Allah Rasulü (S.A.V.) “Bizimle ehli Kitabın orucu arasındaki fark Sahur yemeğidir” (Müslim) ve “Bereket üç şeydedir. Cemâat, tirid ve sahur” buyurmuştur (Sahihtir, Taberâni/Mu’cemu’l-Kebir)

Resûlullah (S.A.V.)’in bereket olarak nitelendirdiği sahuru terk etmek sünnete aykırıdır. Çünkü sahur yemeği sünnete uymaktır. İnsanlar için oruçta elbette güçlük vardır. Ancak sahur, hadiste buyrulduğu gibi bereketlidir. Resûlullah (S.A.V.) “Haydi bereketli gıdaya” sözüyle buna işaret etmiştir (Ebu Dâvud).

Allah Resûlü (S.A.V.) “Sahur bereket yemeğidir, biriniz bir şey bulamayıp bir yudum su içse bile onu terk etmeyiniz. Çünkü Allah ve Melekleri sahur yemeği yiyenlere duâ ve mağfiret eder” (sahihtir, Ahmed) ve “Mü’minin sahur yemeğinin en bereketlisi ve makbul olanı hurmadır” buyurmuştur. Allah Resulü (S.A.V.)’in sünneti, sahuru fecre kadar uzatmaktı.

4) Oruçlu neleri terk edecek?: “Kavli zûr” denilen, fitne ve fesad yayan yalan söz terk edilecektir. Resûlullah (S.A.V.) “Kavli zûr’u terk etmeyen Allah azze ve celle’nin, onun yeme ve içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur” buyurur (Buhari).

Hayırsız ve fâhiş söz de terk edilecektir. Resûlullah (S.A.V.), “Oruç, yememek ve içmemek değildir. Ancak oruç, hayırsız ve fâhiş sözden oruç tutmaktır. Biri sana sövdüğü veya cahilce davrandığı zaman ‘ben oruçluyum, ben oruçluyum’ de” buyurmuştur (Sahihtir, İbni Huzeyme).

5) Oruçluya mubah olanlar:

– Cünüp olarak sabahlama konusunda A’işe validemiz Radıyallahu anhâ şöye diyor, “Allah Resûlü (S.A.V.) cünüp olduğu halde fecir sökerdi. Sonra gusleder ve orucunu tutardı” (Buhari, Müslim).

– Misvak Kullanmak: Resûlullah (S.A.V.) “Eğer ümmetime zorluk vereceğinden korkmasaydım onlara, her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim” buyurmaktadır (Buhari, Müslim).

Allah Resulü (S.A.V.) misvak kullanmada oruçlu olanla olmayan arasında bir fark görmemiştir. Bunda, oruçlu olsun veya olmasın genel olarak herkesin abdest alırken misvak kullanabileceğine ve öğle namazından önce veya sonra kullanmasında da herhangi bir fark olmadığına dair işaret vardır.

– Mazmaza ve istinşâk’ı oruçluların sıkça ve mübâlağalı bir şekilde yapmaları sakındırılmıştır. Resûlullah (S.A.V.) “… istinşak’ı oruçlu olmadığın sürece sertçe yap” buyurmuştur (Ebu Dâvud).

– Kucaklaşmak ve öpmek: A’işe validemiz Radıyallahu anhâ şöyle der, “Resûlullah (S.A.V.), oruçlu iken hanımlarını kucaklar ve öperdi. Fakat O, içinizde şehvetine en çok hakim olanınız idi” (Buhari, Müslim). Ancak bu yaşlılar için değilse de gençler için mekruhtur. Çünkü, Allah

Resulü (S.A.V.)’e bunun sebebi sorulduğunda, “Yaşlı kimse nefsine hakim olur” buyurmuştur (Sahihtir, Ahmed/Müsned).

– Kan tahlili yaptırmak: Herhangi bir gıda içermedikçe, ilaç niyetiyle iğne vurulmak câizdir, orucu bozmaz. Çünkü bunlar mideye gitmez. Ancak kuvvet iğneleri ve serum orucu bozar, zarûret dışında câiz değildir.

– Kan aldırmak (Hacamat) orucu bozmaz. İbni Abbas Radıyallahu anhümâ, “NebÎ (S.A.V.),oruçlu olduğu halde kan aldırdı (hacamat yaptı)” demiştir (Buhari). Aynı şekilde diş çektirmek de orucu bozmak.

– Yemeklerin tadına bakmak, yemek gırtlağa gitmemek şartıyla câizdir. Diş macunu için de hüküm aynıdır.

İbni Abbâs Radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Allah Resulü (S.A.V.), Şöyle buyurmaktadır, “Oruçlu iken sirkenin tadına bakmasında, gırtlağa gitmemesi şartıyla sakınca yoktur” (Buhari)

– Sürme, damla ve göze damlatılan diğer şeyler de, orucu bozmaz. Bunların tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. İmam Buhari Sahihi’nde şöyle der, “Enes, Hasan ve İbrahim, oruçlu iken sürme çekilmesinde bir beis görmediler”.

6) İftar:

– İftara acele etmek: İftara acele etmek Allah Resûlü (S.A.V.)’in sünnetlerindendir. Bunda yahudi ve hıristiyan milleti’ne muhalefet vardır. Çünkü Onlar iftarlarını yıldızlar parlayıncaya kadar geciktirirlerdi. Allah Resulü (S.A.V.) “İnsanlar, iftar için acele ettikleri sürece hayır içerisindedirler” buyurmaktadır (Buhari, Müslim).

Yine Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurur, “Ümmetim, iftarlarında yıldızların çıkmasını beklemedikçe benim sünnetim üzeredirler” (sahihtir, İbni Hibbân).

– Akşam Namazından Önce İftar Etmek: Enes Radıyallahu anh şöyle der, “Allah Resulü (S.A.V.), namaz kılmadan önce yaş hurmayla iftar ederdi. Bu olmazsa kuru hurma ile iftar eder, o da olmazsa birkaç yudumluk suyla iftar ederdi” (Ebu Dâvud).

– İftar duâsı: İftar esnasında duâ etmek Sünnettir. Allah Resulü (S.A.V.): “Oruçlunun iftar ânındaki duası icâbet edilen bir duadır” buyurur (Sahihtir, İbni Mâce). (S.A.V.) efendimiz, iftardan önce, “Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, senin rızkın ile orucumu açıyorum” İftardan sonra da şöyle dua ederdi, “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, ecir de hak oldu inşâallah” (Ebu Dâvud).

7) Orucu bozan şeyler:

– Kasıtla yemek ve içmek: Faydalı veya faydasız, yemek ve içmek orucu bozar. Unutarak, hatayla veya zor kullanılarak yemek ve içmek orucu bozmaz. Allah Resûlü (S.A.V.) “Kim unutarak yer ve içerse orucunu tamamlasın, şüphesiz ki Allah onu yedirmiş ve içirmiştir” buyurur (Buhari, Müslim).

– Mübâşeret: Oruçla mükellef bir kimsenin cinsel mübâşerette bulunması orucunu bozar. Böyle bir kimsenin orucunu kaza etmesi ve ağır bir keffâret ödemesi gerekir. Bu keffarette, bir köle azad etmektir. Bu yapılamazsa iki ay üst üste oruç tutulur. Bu da yapılamazsa altmış fakire yemek yedirilmelidir. Keffaretin bu tertibi sünnet ile sabittir ki, biri yapılamazsa sonrakine geçmek gerekir!.

– İsteyerek kusmak: Bir kişi isteği olmadan kusarsa orucu bozulmaz. Allah Resûlü (S.A.V.) şöyle buyurmaktadır, “Kim elinde olmadan kusarsa orucu bozulmaz. Kim kusmaya kendini zorlayarak kusarsa orucunu kaza etsin” (sahihtir, Ebu Dâvud).

– Beslenme için vurulan iğneler: Bu iğneler bazı besin maddeleri, vitaminler ve kan verilmesi için yapılırlar. Bu durumda oruçlunun orucu bozulur. Çünkü yapılan iğnelerle kişi gıdalanmış olur. Bu da orucu bozar.

– Hayız ve nifas: Gündüz, oruçlu iken, bilinen normal hayız kanın çıkması ile kadının orucu bozulur.

– Meni çıkması: Uyanıkken, kucaklama, öpme ve benzeri bir etki sonucu meni çıkarsa oruç bozulur. Ancak ihtilam olma nedeniyle meni çıkarsa oruç bozulmaz. Bu irade dışıdır.

– Kan almak: Herhangi bir sebeple dışarıdan vücuduna kan alan insanın orucu bozulur.

8) Kaza:
Kaza orucu kalmış bulunan bir kimsenin en kısa zamanda oruçlarını kaza etmesi gerekir. Kaza orucunu peş peşe tutmak bir zorunluluk değildir.

Alimler, ölen bir insanın kılmadığı namazlarını bir başka kişinin kaza etmesini meşru görmemişlerdir. Hayatta iken oruç tutmaktan aciz olan bir kimsenin yerine başkası oruç tutamaz.

Oruç tutamayan bir kişi her gün bir fakire yemek yedirmelidir. Ancak bir kimse ölür de üzerinde nezrettiği (adak) bir oruç bulunursa, onun yerine velisi tutar.

Allah Resulü (S.A.V.) “Kim ölür de üzerinde bir oruç bulunursa, yerine velisi tutar” buyurmuştur (Buhari, Müslim).

9) Namaz kılmayanın oruç tutması: Oruç tuttuğu halde namaz kılmayan kişi, İslamda Tevhidden sonra en önemli bir rüknü terk etmiştir. Kişi namazı terk ettiği sürece orucunun faydasını göremez. Çünkü namaz kılınmadığında dinin direği yıkılmış olur.

Namazı terkedenin küfür ve mürtedliğinden korkulur. Bu durumda tüm amelleri boşa çıkar. Allah Resûlü (S.A.V.) “Onlarla (münafıklarla) aramızdaki ahid namazdır. Kim, namazı terk ederse kafir olmuştur” buyurmaktadır (Sahihtir, Ahmed).

“Küfür” ifadesiyle bazı alimler her ne kadar “dinden çıkma”yı kasdetmemiş olsalar da; durumun tehlikesinin anlaşılması açısından bu netice de gözden ırak tutulmamalıdır. Ancak namaz veya diğer ibâdetleri, küçümseyip isteyerek ve bilerek ısrarla terk etmek ittifakla insanı dinden çıkarır.

10) Terâvih namazı: Terâvih namazı Allah Resûlü (S.A.V.)’in Ramazanda cemaatle kılmak suretiyle bize bıraktığı önemli bir sünnetidir. Ancak farz olmasından korktuğu için, ümmeti güç yetiremez diye sürekli cemaatle kılmayı terk etmiştir.

Terâvih, vitir dışında sekiz rekattır. A’işe validemiz Radıyallahu anha şöyle der, “Allah Resulü (S.A.V.) ne Ramazan ayında, ne de diğer zamanlarda gece namazını onbir rekattan fazla kılmadı” (Buhari, Müslim)

Sahih rivâyetlerin gösterdiğine göre, Ömer b. Hattab Radıyallahuanh, bu sünneti ihya etmek üzere insanları davet ettiğinde onları sünnetteki hali üzere onbir rekat kılınması için topladı. (İmamMâlikMuvattâ 1/119).

Teravihin vitirle birlikte onbir rekat olması dışında bir takım görüşler var ise de, mevcut delilleri tetkikimiz neticesi görüşümüz bu doğrultudadır. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

Terâvih namazını vitirle birlikte yirmiüç rekat kılanlar, ta’dil-i erkâna riâyet etmeyip namazı hızla kılmaktadırlar.

Böylece, Resûlullah (S.A.V.)’in sünnetinde olmayan bir bidât işlemektedirler.
İnsanlar, bu konuda Allah Rasulü (S.A.V.)’in sünnetini araştırmalı ve başkaları terk etmiş olsa bile onlar sünnete uymalıdırlar. Çünkü hayır ve mutluluk yalnız bunda; bidatlardan kaçınıp sünneti uygulamadadır.

Günümüzde çoğu Müslümanların kıraat, rükû ve secdelerini acele yaparak kıldıkları namaz eksik bir namazdır. Bu, kimi zaman onların namazını bozar ve namazın tüm heybetini alır, götürür. Allah’tan korkmalı ve pişmanlığın fayda etmeyeceği gün gelmezden evvel kendimize, özellikle ibadetlerimiz hususunda çeki düzen vermeliyiz.

11) Fıtır zekâtı (fitre sadakası): Sadaka-i Fıtır, İbni Ömer Radıyallahu anh’tan rivayet edilen; “Allah Resulü (S.A.V.) Ramazanda sadaka-i fıtrı insanlara farz kıldı” hadisine göre farzdır (Buhari,Müslim).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s